Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye ve ABD arasında CAATSA yaptırımlarının kaldırılması konusunda ortak bir vizyonun benimsendiğini ve sürecin zaman alabileceğini belirtti. Fidan, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamalarda, iki tarafın da söz konusu yaptırımların kaldırılması yönünde fikir birliğine vardığını ancak bunun çeşitli adımlar ve değerlendirmeler içeren bir süreç olduğunu vurguladı. Ayrıca, Türkiye’nin savunma sanayi projelerine ilişkin önemli gelişmelerin ve özellikle F-35 programına yeniden katılma arzusunun, bu sürecin sonunda gerçekleşebileceğine dikkat çekti.
Fidan, Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi’nin büyük önem taşıdığını ve bu tarihi zirvenin, bölgesel ve küresel jeopolitik dengeleri etkileyebilecek bir dönüm noktası olacağını dile getirdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye katılımının, Türkiye’nin bölgedeki rolü ve uluslararası ilişkilerdeki konumu açısından önemli olduğu belirtildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD liderini davet etmesi ve bu davetin kabul edilmesi, Türkiye’nin uluslararası alandaki saygınlığını gösteren önemli bir adım olarak değerlendirildi.
Öte yandan, sıkça gündeme gelen F-35 savaş uçağı programına dönüş konusunda da açıklamalar yapan Fidan, satış yasağı ile programa katılma meselesinin birbirinden bağımsız olduğunu vurguladı. Yani, satış yasağının kaldırılması, Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil olmasının önünü açabilir; bu, idari ve yasal bir karar olsa da, sürecin ilerlemesi açısından büyük önem taşıyor. Bu konuda ABD ile yapıcı görüşmeler ve adımların atıldığını kaydeden Fidan, hem jeopolitik hem de teknolojik gelişmelerin ilerleyen dönemlerde Türkiye’nin savunma alanında kendi bağımsızlığını güçlendirecek adımlar atmasını sağlayacağını belirtti.
Son olarak, bölgesel karmaşık ilişkiler ışığında İsrail hakkında da sert açıklamalar yapan Fidan, İsrail’in uluslararası toplumun ortak görüşüne göre bölgedeki istikrarsızlık ve şiddet kaynağı olduğunu ifade etti. Fidan, İsrail’in uluslararası hukuk ve etik kurallarına aykırı hareketlerinin, bölgedeki barış ve güvenliği tehlikeye attığını vurguladı. Bu sözler, Türkiye’nin Orta Doğu politikasında nasıl bir tutum takınacağı ve bölgesel gelişmelere ilişkin yeni stratejiler geliştirilip geliştirilmediği konusunda önemli ipuçları sundu.
